28 Ekim 2019 Pazartesi

Kendi


Sen

Orkun Elmacıgil

hücum ediyor havsala, bakir kıyılarına,
adı konulmamış yemişler, hiç işitmediğin sesler
şimdi bilinmenin kuşatması altında,
artık ne desen bir silsileye zincirleyecekler seni,
artık ne desen bir merasimin sıkıcı akışındasın,
muhtaçsın da bir yemin töreniyle son bulmaya.

sen anlat şimdi: bayramlarda unutulmayı nasıl da özledin,
büyük metinlerden kaçtın, sevinci ayıpladın,
öldürdün çoşkuyu girmeye korktuğumuz karanlık kuytularda,
hak ediyorsun konuşmayı,konuştukça yargılanmayı,
önümüze sunulmayı, çıplak ve savunmasız kalmayı,
o halinle dahi bizi tek bir bakışının vaat ettiği cevherle
utandırmayı.

keşke büyük cümleler kursan, uslu dursan, görece sakin lüzumunca konuşkan,
herkes gibi, saydam ve biraz da yapışkan zamana,
az biraz sarsılınca yere savrulmayan,
kal bizimle bu şemsiyenin altında, ıslanma bu söz yağmurunda,
ortak ol suçumuza.
niçin imzanı atmadın ve girmedin kayıtlara,
dışarıda titreyişin bizi eğlence anlarında dahi
bıraktı bir lahza kuşkulara.
kaçsaydın bari buradan, uzaklara, unutsaydık seni
ve en fazla bir ağıt olsaydın, bir devrim marşı, bir fotoğraf yahut soğuk bir resim,
anlamazdık ama severdik renklerin birbirine bunca yakışıksız öpüşmesini.

toprağı kendinden sıyıranlara yanıt olmayı seçtin,
tek bir yerde olmayı, ağacından bilet makinelerine değin
bir medeniyeti cevherinden kavramayı. devrim değilsin lakin;
sesin nasıl bu kadar yıkıcı?
artık kendini biriktiriyorsun kurulmuş tüm cümlelerin sonunda,
ölmeyi arzulayana avuntudan fazlasını sunuyorsun anlaşılmaz bir iştiyakla.


(İtibar'ın Son Sayısı, 2019)

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Kendi

Kendi

Orkun Elmacıgil




neydi o sen anlamadan akıttı kanını,
sen anlatıldın – öyle sıradan uyurdun ki- yine de sen anlatıldın,
kurumadın tarih denilen o jurnalin içinde,
ne hesap verdin çevrende olan bitene,
ne de o büyük felsefeyle sorgulandın.

seni kim anladı bilmedik hiç,
yine de o kutlu kurtuluş gemisine alındın,
kıskandı seni kardeşin olmayanlar,
kardeşlerin de seni kıskananların safındaydı

neyi umdun bu manası buruşmuş çağda,
annen ağladı da, sen kıyamet kopuyor sandın
tarih bitti, ulu nihayet, büyük kumpas amacına vardı
anımsadın ki her bitişin ardına bir başlangıç belli belirsiz bir ilmek gibi saklı
bağlanmış ve sınanmışsın,
o bağı bulduğun an onu koparmak cüretiyle anımsadın

sıradanlıkla suçlananlar, asıl sıradanlardan alacak intikamını
sen her akşam kahvelere inişimizin kanıtı olacaksın
öyle umursamazsın ki sanki sana mühürlenmiş yaşamanın hakikati
çünkü, haklısın: bir şiirin konususun, bir babanın hasreti, tarlaların yağmuru, üşüyenlerin güneşi

büyük sözlerin var hiç yazmadın,
yıllarca yapay bir gölete alelade baktın,
kederin âlelşumül, ama bir odanın hudutlarındasın,
büyüyorsun ama kimse görmüyor, içreksin tüm madunluğa
küçüksün de dolayısıyla

şimdi ölümü hatırlaman için, hayatı sunuyorlar sana
hangi ipi tutsan aklın diğer uçta,
dolansın o ışıksız ve uzak kırlarda;
sana bir kelime gerekecek, bir nihayet, ardında bırakılmış bir posa
açıkça anladığını saklamanı söyleyecekler,
anlamadıklarını da fütursuzca kus meydanlara

uyusun gençliğinin törpülenmiş heyecanı,
neyi hissediyorsun ki başka böyle kavi ağır,
sessizlik hanelerde, kaldırımların altında ihaleye sunulmamış bir dolu kahır,
haykırsan bulduğun sessizlik, sen susunca bağır çağır
bir davet belki: her şeyi keşfetmek istemeden, bulmaya hakikati.

(İtibar, Ağustos 2019)