Kendi
Orkun Elmacıgil
neydi o sen anlamadan akıttı kanını,
sen anlatıldın – öyle sıradan uyurdun ki- yine de sen anlatıldın,
kurumadın tarih denilen o jurnalin içinde,
ne hesap verdin çevrende olan bitene,
ne de o büyük felsefeyle sorgulandın.
seni kim anladı bilmedik hiç,
yine de o kutlu kurtuluş gemisine alındın,
kıskandı seni kardeşin olmayanlar,
kardeşlerin de seni kıskananların safındaydı
neyi umdun bu manası buruşmuş çağda,
annen ağladı da, sen kıyamet kopuyor sandın
tarih bitti, ulu nihayet, büyük kumpas amacına vardı
anımsadın ki her bitişin ardına bir başlangıç belli belirsiz bir ilmek gibi saklı
bağlanmış ve sınanmışsın,
o bağı bulduğun an onu koparmak cüretiyle anımsadın
sıradanlıkla suçlananlar, asıl sıradanlardan alacak intikamını
sen her akşam kahvelere inişimizin kanıtı olacaksın
öyle umursamazsın ki sanki sana mühürlenmiş yaşamanın hakikati
çünkü, haklısın: bir şiirin konususun, bir babanın hasreti, tarlaların yağmuru, üşüyenlerin güneşi
büyük sözlerin var hiç yazmadın,
yıllarca yapay bir gölete alelade baktın,
kederin âlelşumül, ama bir odanın hudutlarındasın,
büyüyorsun ama kimse görmüyor, içreksin tüm madunluğa
küçüksün de dolayısıyla
şimdi ölümü hatırlaman için, hayatı sunuyorlar sana
hangi ipi tutsan aklın diğer uçta,
dolansın o ışıksız ve uzak kırlarda;
sana bir kelime gerekecek, bir nihayet, ardında bırakılmış bir posa
açıkça anladığını saklamanı söyleyecekler,
anlamadıklarını da fütursuzca kus meydanlara
uyusun gençliğinin törpülenmiş heyecanı,
neyi hissediyorsun ki başka böyle kavi ağır,
sessizlik hanelerde, kaldırımların altında ihaleye sunulmamış bir dolu kahır,
haykırsan bulduğun sessizlik, sen susunca bağır çağır
bir davet belki: her şeyi keşfetmek istemeden, bulmaya hakikati.
(İtibar, Ağustos 2019)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder