en büyük tahribatı ve izi ilk temas bırakır.
ismet özel'in erbain kitabının girişine 9 yaşında yazdığı ilk şiiri "kış"'ı koyması gibi, 14 yaşında, adına şiir diyerek yayınlama cesaretini gösterdiğim ilk şiiri paylaşıyorum. amerika ortadoğu'nun her yerine sızıyordu ve dapdar bir müktesebatla bunun yolunda gitmeyen bir şeylerin habercisi olduğunu anlatmaya çalışmıştım; ırak'ta kerpiçten evlerin yıkıntısına bakarak:
" benim evim topraktı,
yolum da toprak,
ben toprağım amerika,
ellerim toprak"
23 Temmuz 2018 Pazartesi
11 Mayıs 2018 Cuma
YÜZDE 99’U MÜSLÜMAN BİR TOPLUMDA
YÜZDE 99’U MÜSLÜMAN BİR TOPLUMDA
Orkun Elmacıgil
beni
anlardın, bir aşk yasasına ihtiyaç duymazdık,
tekrarlara,
toplumu parçalayıp yeniden kurmaya,
hatırlamaya
ihtiyaç duymazdık, hatta ramazanda mahyalara,
zenginleşirdik
ama kalbimiz de sanayileşecek değildi ya
yüzde
99’u müslüman bir toplumda
tertemiz
kalırdı aklımız, apartmanlar kusmazdı insanları,
avluya
bakardık, bir kız çocuğu büyürdü, büyürdü salıncakla,
kurum
bağlamazdı neşemiz,
çünkü
tebessüme amadeydik, emre amade,
asılacaksa
suratımız derdimizin üstüne
dürüstçe
asılırdı
yüzde
99’u müslüman bir toplumda
ellerimizden
başlardık dağılmaya,
dünya kusurludur, kurtuluşu da
kusurlu olacak.,
yüzde
99’u müslüman bir toplumda
mezarlarını
içeriden öpermiş ölülerimiz,
bir
ağacı büyürlermiş ve meyveyi düşerlermiş toprağa
meyvelerde
avuçlarımız, iyilik avuçlarımızda
kol
kırığının ilk gecesi, yalnızca ağrının, imzasız bir alçının
anlatacağı
bir şey vardı elbet yüzde 99’u müslüman bir toplumda,
parmağımıza
konardı yıldızlar, sırtımızda bir ağacın telaşsız gövdesi,
ağaçların
ve yıldızların ismini bilir, günü beşe bölerdik,
hayata
banılırdı kafamız,o öfkeli çocuklar ayrılıkçı inerken otobüsten,
seni
kazanırdım, doğrusu senle kazanırdım
yüzde
99’u müslüman bir toplumda
şimdi uzaktan henüz yaşamadığın talihine gülüyorsun,
çıkmadığın
gazaya, kurmadığın mahkemeye,
sorulmuyor
sanırım bazı hesaplar,
ve hiç
sorulmayıp tarih olacaklar.
-biliyor
musun böylekaygıların yeri olmazdı
yüzde
99’u müslüman bir toplumda-
( İtibar 2014 )
4 Mayıs 2018 Cuma
Kanunlara Karşı Kaygılı Olmalıyız
KANUNLARA KARŞI KAYGILI OLMALIYIZ
Orkun Elmacıgil
sözüm
meclisten içeri, sözüm direkt meclise,
sermaye
arttıkça batıyor kalbimin ortasına dünya,
siliniyor
dışarıdan halkın yüzleri,
siliniyor
avucumdan sana topladığım renkler
birlik
ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde
asfalta
sinmiş çocuk neşelerini toplarken belediye - baktım şehre:
birbirlerine
ve o yalancı pazar gününe benziyor insanlar içkili mahfillerde,
olsun,
ben yine de kini tutup, onu şehrin dışına koydum,
birkaç
devrim koydum içine, bolca eşitlik, çok ahlak koydum,
kanunlara
karşı kaygılı olmalıyız yazdım duvarlara,
duvarlar
ıslaktılar ama durmadan susuyorlardı.
bak
sana ne anlatayım:
arkadaşlarımla
biz çok kocaman yalnızız
takım
elbiselilerin kalabalıklaştırdığı dünyada,
amellerin
şirketlere bağlanırken, faiz için zorlanırken fıkıh,
üst
rafta ilmihaller, masa üstünde kredi için gerekli evraklar,
tam o
anda; arkadaşlarımla biz çok kocaman yalnızız
iğne
atsan ortamıza, yere düşer,
biz
yalnızca bakarız
tamam
tamam anlıyorum toparlamalıyız, mesela
oylar
bölünmesin ve kalbimizi lime lime edelim,
bu
dünyaya yakışalım, sandıklara, demokrasiye,
yükseldikçe
sevmenin o kalbi kucaklayan, kavrayan
aydınlatan,
çok aydınlatan anlamını atalım cebimizden
ya
bitirirken sana tüm samimiyetimle bişiy söyleyeyim mi,
şehre
her an sinebilecek bir ramazan hali, ilk teravih, son oturuş,
koşarak
yetiştiğin namaz, ağır ağır okuduğun hadis, hadisten başını kaldırdığın an
kollarından
tüm vücuduna yayılan işleri yoluna koyma isteği,
yani hala
kazanabiliriz değil mi ?
( İtibar, 2013 )
23 Nisan 2018 Pazartesi
Türkiye'ye Giriş 101
Türkiye’ye Giriş 101
Orkun Elmacıgil
atatürk samsuna çıkar, biz üsküdara
ineriz,
kargaşanın ortasına, doğusuna
demokrasilerin,
bir düğünü basarlar ve soykırım başlar,
orta doğuya ineriz, bayraklar da yarıya,
şeker kıtlayıp kahvelerde, savaşları izleriz
türkiye’ye girilir gürültüyle
derslerde,
çocuklar haritalarda, onu parmaklarıyla
kavrar,
bir baba evine girer ve yorgunluk ardı
sıra,
tam o anda televizyonda reis’i cumhur
alkışlar.
türkiye’ye girerken ayakkabılar
çıkarılır,
insanlara güvenilir ve son otobüs
saatlerine,
sınırlarda cihad var , suriye’den
kaçarlar,
varsın mültecilerin evi olsun
kaldırımlar
varsın hep böyle üzgün, hep savaş, akılda
yâr
kanunlarının önünde herkes eşittir
türkiye,
kaparsın önümüzden şefkatle uçurumları,
tam düşerken yakalıyorsun cemreyi
ellerinle
sonra denizlerin çakıltaşı gözleri
şehitlerin
memlekete yaz gelir , bereket tarlalara
sakinleşen kalabalığın, komşulaşan
düşmanlar
bir sis çöküyor boynundan omuzlarına
türkiye,
sevdiğimi taşıyorsun ne de olsa, dikkat
et.
18 Nisan 2018 Çarşamba
Kanda Dolaşan
KANDA
DOLAŞAN
Orkun
Elmacıgil
1.
Şimdi ben buraya hiç durmadan mağlup kor saçılıyormuşum
hissi
Yenilgim kırmızı ve tümorlarımda bir urun yaza değin sızısı
bol
şimdi beni hatırlayışında kırık renkler saklandı bir monet
yok,
zenciler, elmas hırsızları, beynelminel beşeriyet tarihi
geldi
geldi ve bir salgın hastalığa dayandı.
aniden kapanan bilgisayar asrı anlamama engel
ve zihnim memleket çeperlerine kelepçeli
sonra o büyük bela
sensizlik türkçenin bozulmadığı tek yer
ikimizin arası
ikimizin bir arasının olması ikimizin arasını sarılarak yok etmemiz
ikimizin arasında görülmeyen bağ görünen ellerin
ikimizin arasında duygu-yoğun türküler
martıların çektiği vapurlar
üçüncü dünya ülkelerinin ıslah edilemez az gelişmişliği
seven tarafım yani
dört bir yan seni
infilak ve söz
patladı , o hakikatin yara almamış tek yanı
seni sevmemden kurtulursa kurtulur dünya gayrısı yalan
gayrısı yalın senden başka çalan ziller gelen mektup
titreyen telefon
neşeye tutkuyla bağlanmasa da neşe kendisinin tetiği olmuş
bir kadın
yüzüyle bir şehre anlam veren ve bana isa hiç ölmedi diyen
bir kadın
2.
dünyanın üstünde kara bulutlar dolaşan bir sabaha uyandım
görsün artık düveli muazzama bana sevmeyi öğreten
kopan savaşlarda da tarafıma işaret
doğacak ve geceleyin uykusuzlukların anlamı sınırlarımızın
ağrıması
bir diş çürüğü gibi içimizde siyaset
halbuki şimdi kafamı
gömmeliyim ayaklarının bastığı toprağa
rüzgardaki bu uğursuz uğultu
bana henüz ismi öğretilmemiş eşyalar
herkesin göz bebeklerinde bir yaslı anlam
hangi kelime şimdi ağlamaya tercüman
sezgimle kavradım aklımla yürüttüm bu yolu
bir seçim yapmalı: aşağıya mı yukarıya mı iman
sıkıştı okul kitaplarına damarlarımdaki kanda dolaşan
asalet
neydi ağlatmadı beni en acıklı yerinde filmin
neyi kuşandım yaylalardan şehirlere varana dek
sana hediyem bu çağdan aldığım cevher
beni sınırlar ve
kanıtlanmış teorilerden odama sakladı
gel beni kazı bu geniş anlamlardan ikimizin çanağına
kopmam gerek patlamam sen duy senin olduğun şehirler
Dünya Tarihi - I
Dünya
Tarihi - I
Orkun
Elmacıgil
- Batı
mağaramdan büyük bir anlatıya çıktım,
kırdım ormanları, cadılardan masal, şeytandan kilise
devşirdim
coğrafyamın kıyısında uzun uzun senin çöküşünü bekledim
kandırmak için bütün cenahları, süslendim:
bir makinenin buhru ve bir kadının iç gıdıklayan kokusu
opera mesela, aşk hani isyankar bir kuştu
ve pahalı fahişelerin aşıklarını reddinden duyduğunuz kuşku
estetiğimi doğurdu.
hem eşyayı yoğurdum, hem de çarklar arasında ademoğlunu
madenlere çocukları doldurdum,
meclislere ise savunacakları, madene çocukların doluşunu
dondurdum zamanı ve erdemi aldım ulaşamayacağınız bir yere
koydum
erdem: iyi olanın kötü olmaktan duyduğu korku
erdem: kötü olanın iyi olana tutkusu
erdem: bir idamlığın cezasının batan bir gemide infaz oluşu
korku ve titreme:
İbrahim’den bana kalan
avucunda çocuğunun sıcaklığı değil
sol elindeki bıçağın soğuğu.
-Doğu
bıçağı unuttum uzunca bir süre
avucumda sıcağı duydum.
öptüm de o sıcağı başıma koydum,
odama astım, uzun uzun sakladım
unuttum.
doğdum, büyüdüm,
sonra da öleceğim söylendi soldan sağa akan yazılarda
ben dünyanın akışına avucumda sakladığım sıcaklıkla
bir yüktüm. bir yüktüm kurutuldum. vuruldum.
coğrafyamın kıyısında uzun uzun durmanı bekledim.
kurtuldum bana sardığın süslerimden:
çölde bir prensin altın kından kılıcını tükürdüm
kadınımın gözüne gözlerinin değişinden utandım
kendimi ustası olmadığım duvarlara vurdum.
senin beni vurduğun yerden doğmuştum.
ismi dahi edilmeyen iyilikten
nefes alıp verişimiz gibi tüm işlermize sinen erdem,
erdem: düşerken tutunduğun bir ihtiyar elin huşuğu.
erdem: sakladığın iyiliğin gizlendikçe çoğalan çoşkusu
erdem: bir harabenin defineye malik oluşu
( İtibar, 2017 )
Hû
Hû
Orkun Elmacıgil
Orkun Elmacıgil
en başında durduğum yere geri döndüğümde
bağdat pazarındaki sepette bir yumurta eksikti,
hava aynı, yazı aynı, ellerim hep yüzüm aynı,
bir yumurta eksikti.
indiğim uçurum tutuna tutuna taşlarına,
diğer uçurumun dibinden
çıkmak içindi,
tek yumurta mı eksikti, bir de seni anlattım:
yağmura ve ruhunun rüzgarına, soluğa:
aşktır bütün yaşamın mülkiyeti.
başım döndü bu etten olma inattan,
aştım yasağın sınırlarını şimdi benden olsa olsa
kendine zulüm eden bir zorba.
kalbim şüpheci bir aklın inanmadığı yortusu,
dünya tarihi geldi, geldi ve seni gördüğüm anda durdu.
kalem aynı, hata aynı, bakışım hep gözlerim aynı
bir tek yumurta eksik, birkaç mısra fazla:
“kollarında kumlu bir zamanın sözleri
senin yanına uzanır hep güneşin gündüzleri
uzak ormanların düşleriyle kararmış
gözlerin davet ediyor göğe geceleri.
ışıkları söndür büyüt karanlıkta açan çiçeği,
çoğal bir orman gibi tüm sularım ısınsın
orada bir resimsin artık her kuyuya inen sen
bir oyun icat ettin talihini özleyen”
“kollarında kumlu bir zamanın sözleri
senin yanına uzanır hep güneşin gündüzleri
uzak ormanların düşleriyle kararmış
gözlerin davet ediyor göğe geceleri.
ışıkları söndür büyüt karanlıkta açan çiçeği,
çoğal bir orman gibi tüm sularım ısınsın
orada bir resimsin artık her kuyuya inen sen
bir oyun icat ettin talihini özleyen”
(İtibar, 2017 )
Devam Ediyoruz
Devam Ediyoruz
arkamda üzüntüme dair belli bir delil bırakmadım,
çözmüyorum da bu çağı artık,
çözmüyorum dursun düğüm düğüm çağ,
toparlamıyorum da dağılsın,
kalsın kimin üstüne kalacaksa
ben nasılsa onu yakalıyorum kendime bakınca,
balkonu daha gövdesinden ayrılmamış,
boşlukta öylece bizi bekleyen,
henüz kurulmamış bir evi,
bir ev ki, düşün, yüzüme çarpar yüzün sürekli,
bir ev ki, düşün, faturalar bile ödenir aşkla
eskidendi,
taşı sıksam, şiiri akıyordu sanki,
uyanıyordum, tüm türkiye yüzünü yıkıyordu,
patrona diyordum içimden, zalime içimden,
hayır hayır, insan tek sevdiğine konuşmalıdır içinden,
en içinden.
giydim sıkıntı denilen o yakışıksız ama verimli gömleği,
biliyorum sever herkes buralarda vapura yetişmeyi,
hiç dilenci görmeden eve dönmek iyidir,
iyidir bir şiiri yüzüne söyler gibi bitirmek:
sen bu ağrımı şimdi al, al sende devam etsin
Orkun Elmacıgil
İtibar 31. Sayı
Nisan 2014
çözmüyorum da bu çağı artık,
çözmüyorum dursun düğüm düğüm çağ,
toparlamıyorum da dağılsın,
kalsın kimin üstüne kalacaksa
ben nasılsa onu yakalıyorum kendime bakınca,
balkonu daha gövdesinden ayrılmamış,
boşlukta öylece bizi bekleyen,
henüz kurulmamış bir evi,
bir ev ki, düşün, yüzüme çarpar yüzün sürekli,
bir ev ki, düşün, faturalar bile ödenir aşkla
eskidendi,
taşı sıksam, şiiri akıyordu sanki,
uyanıyordum, tüm türkiye yüzünü yıkıyordu,
patrona diyordum içimden, zalime içimden,
hayır hayır, insan tek sevdiğine konuşmalıdır içinden,
en içinden.
giydim sıkıntı denilen o yakışıksız ama verimli gömleği,
biliyorum sever herkes buralarda vapura yetişmeyi,
hiç dilenci görmeden eve dönmek iyidir,
iyidir bir şiiri yüzüne söyler gibi bitirmek:
sen bu ağrımı şimdi al, al sende devam etsin
Orkun Elmacıgil
İtibar 31. Sayı
Nisan 2014
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)