23 Temmuz 2018 Pazartesi

amerika

en büyük tahribatı ve izi ilk temas bırakır.

ismet özel'in erbain kitabının girişine 9 yaşında yazdığı ilk şiiri "kış"'ı koyması gibi, 14 yaşında, adına şiir diyerek yayınlama cesaretini gösterdiğim ilk şiiri paylaşıyorum. amerika ortadoğu'nun her yerine sızıyordu ve dapdar bir müktesebatla bunun yolunda gitmeyen bir şeylerin habercisi olduğunu anlatmaya çalışmıştım; ırak'ta kerpiçten evlerin yıkıntısına bakarak:

" benim evim topraktı,
yolum da toprak,
ben toprağım amerika,
ellerim toprak"

11 Mayıs 2018 Cuma

YÜZDE 99’U MÜSLÜMAN BİR TOPLUMDA


YÜZDE 99’U MÜSLÜMAN  BİR TOPLUMDA

Orkun Elmacıgil


beni anlardın, bir aşk yasasına ihtiyaç duymazdık,
tekrarlara, toplumu parçalayıp yeniden kurmaya,
hatırlamaya ihtiyaç duymazdık, hatta ramazanda mahyalara,
zenginleşirdik ama kalbimiz de sanayileşecek değildi ya
yüzde 99’u müslüman bir toplumda

tertemiz kalırdı aklımız, apartmanlar kusmazdı insanları,
avluya bakardık, bir kız çocuğu büyürdü, büyürdü salıncakla,
kurum bağlamazdı neşemiz,
çünkü tebessüme amadeydik, emre amade,
asılacaksa suratımız derdimizin üstüne
dürüstçe asılırdı
yüzde 99’u müslüman bir toplumda

ellerimizden başlardık dağılmaya,
dünya kusurludur, kurtuluşu da kusurlu olacak.,
yüzde 99’u müslüman bir toplumda
mezarlarını içeriden öpermiş ölülerimiz,
bir ağacı büyürlermiş ve meyveyi düşerlermiş toprağa
meyvelerde avuçlarımız, iyilik avuçlarımızda

kol kırığının ilk gecesi, yalnızca ağrının, imzasız bir alçının
anlatacağı bir şey vardı elbet yüzde 99’u müslüman bir toplumda,
parmağımıza konardı yıldızlar, sırtımızda bir ağacın telaşsız gövdesi,
ağaçların ve yıldızların ismini bilir, günü beşe bölerdik,
hayata banılırdı kafamız,o öfkeli çocuklar ayrılıkçı inerken otobüsten,
seni kazanırdım, doğrusu senle kazanırdım
yüzde 99’u müslüman bir toplumda

şimdi uzaktan henüz yaşamadığın talihine gülüyorsun,
çıkmadığın gazaya, kurmadığın mahkemeye,
sorulmuyor sanırım bazı hesaplar,
ve hiç sorulmayıp tarih olacaklar.

-biliyor musun  böylekaygıların yeri olmazdı
yüzde 99’u müslüman bir toplumda-

( İtibar 2014 )

4 Mayıs 2018 Cuma

Kanunlara Karşı Kaygılı Olmalıyız


KANUNLARA KARŞI KAYGILI OLMALIYIZ

Orkun Elmacıgil

sözüm meclisten içeri, sözüm direkt meclise,
sermaye arttıkça batıyor kalbimin ortasına dünya,
siliniyor dışarıdan halkın yüzleri,
siliniyor avucumdan sana topladığım renkler

birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde
asfalta sinmiş çocuk neşelerini toplarken belediye  - baktım şehre:
birbirlerine ve o yalancı pazar gününe benziyor insanlar içkili mahfillerde,
olsun, ben yine de kini tutup, onu şehrin dışına koydum,
birkaç devrim koydum içine, bolca eşitlik, çok ahlak koydum,
kanunlara karşı kaygılı olmalıyız yazdım duvarlara,
duvarlar ıslaktılar ama durmadan susuyorlardı.

bak sana ne anlatayım:
arkadaşlarımla biz çok kocaman yalnızız
takım elbiselilerin kalabalıklaştırdığı dünyada,
amellerin şirketlere bağlanırken, faiz için zorlanırken fıkıh,
üst rafta ilmihaller, masa üstünde kredi için gerekli evraklar,
tam o anda; arkadaşlarımla biz çok kocaman yalnızız
iğne atsan ortamıza, yere düşer,
biz yalnızca bakarız

tamam tamam anlıyorum toparlamalıyız, mesela
oylar bölünmesin ve kalbimizi lime lime edelim,
bu dünyaya yakışalım, sandıklara, demokrasiye,
yükseldikçe sevmenin o kalbi kucaklayan, kavrayan
aydınlatan, çok aydınlatan anlamını atalım cebimizden

ya bitirirken sana tüm samimiyetimle bişiy söyleyeyim mi,
şehre her an sinebilecek bir ramazan hali, ilk teravih, son oturuş,
koşarak yetiştiğin namaz, ağır ağır okuduğun hadis, hadisten başını kaldırdığın an
kollarından tüm vücuduna yayılan işleri yoluna koyma isteği,
yani hala kazanabiliriz değil mi ?


( İtibar, 2013 )

23 Nisan 2018 Pazartesi

Türkiye'ye Giriş 101


Türkiye’ye Giriş 101

Orkun Elmacıgil




atatürk samsuna çıkar, biz üsküdara ineriz,
kargaşanın ortasına, doğusuna demokrasilerin,
bir düğünü basarlar ve soykırım başlar,
orta doğuya ineriz, bayraklar da yarıya,
şeker kıtlayıp kahvelerde, savaşları izleriz

türkiye’ye girilir gürültüyle derslerde,
çocuklar haritalarda, onu parmaklarıyla kavrar,
bir baba evine girer ve yorgunluk ardı sıra,
tam o anda televizyonda reis’i cumhur alkışlar.

türkiye’ye girerken ayakkabılar çıkarılır,
insanlara güvenilir ve son otobüs saatlerine,
sınırlarda cihad var , suriye’den kaçarlar,
varsın mültecilerin evi olsun kaldırımlar
varsın hep böyle üzgün, hep savaş, akılda yâr

kanunlarının önünde herkes eşittir türkiye,
kaparsın önümüzden şefkatle uçurumları,
tam düşerken yakalıyorsun cemreyi ellerinle
sonra denizlerin çakıltaşı gözleri şehitlerin

memlekete yaz gelir , bereket tarlalara
sakinleşen kalabalığın, komşulaşan düşmanlar
bir sis çöküyor boynundan omuzlarına türkiye,
sevdiğimi taşıyorsun ne de olsa, dikkat et.

( Aralık 2016, İtibar )


18 Nisan 2018 Çarşamba

Kanda Dolaşan


KANDA DOLAŞAN
Orkun Elmacıgil
1.
Şimdi ben buraya hiç durmadan mağlup kor saçılıyormuşum hissi
Yenilgim kırmızı ve tümorlarımda bir urun yaza değin sızısı bol
şimdi beni hatırlayışında kırık renkler saklandı bir monet yok,
zenciler, elmas hırsızları, beynelminel beşeriyet tarihi geldi
geldi ve bir salgın hastalığa dayandı.

aniden kapanan bilgisayar asrı anlamama engel
ve zihnim memleket çeperlerine kelepçeli
sonra o büyük bela  sensizlik türkçenin bozulmadığı tek yer
ikimizin arası  ikimizin bir arasının olması ikimizin arasını sarılarak yok etmemiz
ikimizin arasında görülmeyen bağ görünen ellerin
ikimizin arasında duygu-yoğun türküler

martıların çektiği vapurlar
üçüncü dünya ülkelerinin ıslah edilemez az gelişmişliği
seven tarafım  yani dört bir yan seni
infilak  ve söz patladı , o hakikatin yara almamış tek yanı
seni sevmemden kurtulursa kurtulur dünya gayrısı yalan
gayrısı yalın senden başka çalan ziller gelen mektup titreyen telefon
neşeye tutkuyla bağlanmasa da neşe kendisinin tetiği olmuş bir kadın
yüzüyle bir şehre anlam veren ve bana isa hiç ölmedi diyen bir kadın



2.

dünyanın üstünde kara bulutlar dolaşan bir sabaha uyandım
görsün artık düveli muazzama bana sevmeyi öğreten
kopan savaşlarda da tarafıma işaret
doğacak ve geceleyin uykusuzlukların anlamı sınırlarımızın ağrıması
bir diş çürüğü gibi içimizde siyaset
halbuki şimdi kafamı gömmeliyim ayaklarının bastığı toprağa
rüzgardaki bu uğursuz uğultu
bana henüz ismi öğretilmemiş eşyalar
herkesin göz bebeklerinde bir yaslı anlam
hangi kelime şimdi ağlamaya tercüman
sezgimle kavradım aklımla yürüttüm bu yolu
bir seçim yapmalı: aşağıya mı yukarıya mı iman

sıkıştı okul kitaplarına damarlarımdaki kanda dolaşan asalet
neydi ağlatmadı beni en acıklı yerinde filmin
neyi kuşandım yaylalardan şehirlere varana dek

sana hediyem bu çağdan aldığım cevher
beni  sınırlar ve kanıtlanmış teorilerden odama sakladı
gel beni kazı bu geniş anlamlardan ikimizin çanağına
kopmam gerek patlamam sen duy senin olduğun şehirler

Dünya Tarihi - I


Dünya Tarihi - I

Orkun Elmacıgil

- Batı

mağaramdan büyük bir anlatıya çıktım,
kırdım ormanları, cadılardan masal, şeytandan kilise devşirdim
coğrafyamın kıyısında uzun uzun senin çöküşünü bekledim
kandırmak için bütün cenahları, süslendim:
bir makinenin buhru ve bir kadının iç gıdıklayan kokusu
opera mesela, aşk hani isyankar bir kuştu
ve pahalı fahişelerin aşıklarını reddinden duyduğunuz kuşku
estetiğimi doğurdu.

hem eşyayı yoğurdum, hem de çarklar arasında ademoğlunu
madenlere çocukları doldurdum,
meclislere ise savunacakları, madene çocukların doluşunu
dondurdum zamanı ve erdemi aldım ulaşamayacağınız bir yere koydum
erdem: iyi olanın kötü olmaktan duyduğu korku
erdem: kötü olanın iyi olana tutkusu
erdem: bir idamlığın cezasının batan bir gemide infaz oluşu

korku ve titreme:
İbrahim’den bana kalan
avucunda çocuğunun sıcaklığı değil
sol elindeki bıçağın soğuğu.


-Doğu

bıçağı unuttum uzunca bir süre
avucumda sıcağı duydum.
öptüm de o sıcağı başıma koydum,
odama astım, uzun uzun sakladım
unuttum.

doğdum, büyüdüm,
sonra da öleceğim söylendi soldan sağa akan yazılarda
ben dünyanın akışına avucumda sakladığım sıcaklıkla
bir yüktüm. bir yüktüm kurutuldum. vuruldum.
coğrafyamın kıyısında uzun uzun durmanı bekledim.
kurtuldum bana sardığın süslerimden:
çölde bir prensin altın kından kılıcını tükürdüm
kadınımın gözüne gözlerinin değişinden utandım
kendimi ustası olmadığım duvarlara vurdum.

senin beni vurduğun yerden doğmuştum.
ismi dahi edilmeyen iyilikten
nefes alıp verişimiz gibi tüm işlermize sinen erdem,
erdem: düşerken tutunduğun bir ihtiyar elin huşuğu.
erdem: sakladığın iyiliğin gizlendikçe çoğalan çoşkusu
erdem: bir harabenin defineye malik oluşu

( İtibar, 2017 )





Orkun Elmacıgil

en başında durduğum yere geri döndüğümde
bağdat pazarındaki sepette bir yumurta eksikti,
hava aynı, yazı aynı, ellerim  hep yüzüm aynı,
bir yumurta eksikti.

indiğim uçurum tutuna tutuna taşlarına,
diğer uçurumun dibinden  çıkmak içindi,
tek yumurta mı eksikti, bir de seni anlattım:
yağmura ve ruhunun rüzgarına, soluğa:
aşktır bütün yaşamın mülkiyeti.

başım döndü bu etten olma inattan,
aştım yasağın sınırlarını şimdi benden olsa olsa
kendine zulüm eden bir zorba.
kalbim şüpheci bir aklın inanmadığı yortusu,
dünya tarihi geldi, geldi ve seni gördüğüm anda durdu.

kalem aynı, hata aynı, bakışım hep gözlerim aynı
bir tek yumurta eksik, birkaç mısra fazla:

“kollarında kumlu bir zamanın sözleri
senin yanına uzanır hep güneşin gündüzleri
uzak ormanların düşleriyle kararmış
gözlerin davet ediyor göğe geceleri.

ışıkları söndür büyüt karanlıkta açan çiçeği,
çoğal bir orman gibi tüm sularım ısınsın
orada bir resimsin artık her kuyuya inen sen
bir oyun icat ettin talihini özleyen”

(İtibar, 2017 )

Devam Ediyoruz

Devam Ediyoruz


arkamda üzüntüme dair belli bir delil bırakmadım,
çözmüyorum da bu çağı artık,
çözmüyorum dursun düğüm düğüm çağ,
toparlamıyorum da dağılsın,
kalsın kimin üstüne kalacaksa

ben nasılsa onu yakalıyorum kendime bakınca,
balkonu daha gövdesinden ayrılmamış,
boşlukta öylece bizi bekleyen,
henüz kurulmamış bir evi,
bir ev ki, düşün, yüzüme çarpar yüzün sürekli,
bir ev ki, düşün, faturalar bile ödenir aşkla

eskidendi,
taşı sıksam, şiiri akıyordu sanki,
uyanıyordum, tüm türkiye yüzünü yıkıyordu,
patrona diyordum içimden, zalime içimden,
hayır hayır, insan tek sevdiğine konuşmalıdır içinden,
en içinden.

giydim sıkıntı denilen o yakışıksız ama verimli gömleği,
biliyorum sever herkes buralarda vapura yetişmeyi,
hiç dilenci görmeden eve dönmek iyidir,
iyidir bir şiiri yüzüne söyler gibi bitirmek:
sen bu ağrımı şimdi al, al sende devam etsin

Orkun Elmacıgil

İtibar 31. Sayı
Nisan 2014